GEZGİN STAR FRİG VADİSİ YOLUNDA

Frig Vadisi gezimiz için bu harika rotayı bize çizen, detaylarıyla anlatan ve koordinatlarına varıncaya kadar bölgeyle ilgili dokümanları bizimle paylaşan değerli hocamız Prof. Dr. Hüseyin Sarı‘ya, insanlık ve tarih adına Frig Yolu ve Frig Vadisi için yaptığı müthiş çalışmalar dolayısıyla tekrar teşekkür ediyoruz. Tavsiyelerini dinleyerek nefes kesici bir rotada tereddüte hiç düşmeden seyahatimizi tamamladık ve gördüklerimiz beklentilerimizi kat kat aştı…

 

 

 

 

Çoğu gezginin bilmediği, yeni yeni popüler olan, Kapadokya‘ya benzerliği ile anılan bu gizmeli vadi, Ankara, Kütahya, Afyon ve Eskişehir il sınırlarının kapsadığı   bölgede yer alıyor. Bu eşsiz vadilere adını veren Frigyalılar, Türkmen Dağı‘nın oluşturduğu tüflü yapıdaki kayaları oyarak birçok eser bırakmışlar arkalarında. Bu eserleri görebilmek için bir çok noktayı pes etmeksizin gezmeniz gerekiyor. Evet vadi olarak anılıyor fakat aklınıza bir Kapadokya ya da Ihlara Vadisi gelmesin, birden çok vadiyi sınırlarında barındıran bir alandan bahsediyoruz. Öyle ki, kocaman bir alana yayılmış ve birbirlerinden kilometrelerce uzaklarda yaşamışlar bu büyük medeniyetin insanları.

 

 

 

 

Gezi için bence kış dışında kalan, soğuk ve yağmurlu havanın olmadığı ayları tercih etmelisiniz.  Nisan sonundan Eylül sonuna kadar gayet güzel bir tur yapabilirsiniz. Ne kadar sürede gezerim derseniz? En az 2-3 gün ayırmalısınız. Bölgeyi bisikletle mi, yürüyerek mi, yoksa araba ile mi? Nasıl gezeceğinizi planlarken,kalacağınız günü de ona göre ayarlamalısınız.

 

 

 

 

Türkiye’nin en uzun 3. yürüyüş parkuru olan Frig Yolu 4 ayrı şehri kapsayıp 506 km’lik uzunluğa sahip vadiler bütünüdür. Uluslararası standartlara uygun olarak işaretlemelerin yapıldığı bölge,yerli yabancı bir çok yürüyüş ve bisiklet severin ilgisini çekmeye başlamış.Bölgede yapılan en önemli etkinliklerden birisi 2014 yılından bu yana bölgenin tanıtımına da önemli ölçüde katkı sağlayan Frig Vadisi Ultra Maratonu.

3000 yıl önce Friglerin yaşamış olduğu bölgede,kayaların oyularak ve kabartmalı işlemeler ile süslendiği kaleler,evler, anıtlar, mezarlar ve kendilerine özgü yazı sistemleri… Binlerce yıldır sessizlik içinde gelen gezginlerin hayranlıkla baktığı,bu müthiş yerleri yapan,kafanızda deli soruların oluşmasına sebep olan Frigler kimler yakından tanıyalım.

Frigler M.Ö. 11. Yüzyılın sonlarına doğru Trakya ve Boğazları geçerek Anadolu’ya gelmişler ve M.Ö. 8. Yüzyıl ortalarında Ankara civarında başkenti Gordion (Yassıhöyük – Polatlı arasındaki bölge) olan bir uygarlık kurmuşlar. Başkent ismini Frigler ‘in ilk kralı Gordias‘dan almış. Eskişehir‘in Han ilçesinde yer alan Yazılıkaya bölgesi ise uygarlığın dini merkezi konumundaymış.

Frigler ‘in Ana Tanrıçası Kybele ile ilk kral Gordias‘ın oğlu olduğu rivayet edilen Kral Midas’ın hikayesi efsaneleşmiştir.Kral Midas, Frigler ‘in en meşhur kralıdır. Eşek Kulaklı kral olarak da tanınan Midas‘ın efsaneye göre bir diğer özelliği de dokunduğu her şeyi altına çevirmesidir. Tuttuğu bir dilek sonucunda bu güce sahip olan Midas yiyeceklere kadar her şeyi altına çevirmesinden dolayı yaşadığı zorluktan, yaptığı hatayı anlayarak, Salihli yakınlarındaki Lidyalıların başkenti Sart’ın Paktolos Çayı ‘nda yıkanarak bu gücünden kurtulur. Eşek kulakları efsanesinin ise jüri olarak katıldığı bir müzik yarışmasında,jürideki herkesin oyunu, şiirin, güneşin,müziğin tanrısı Apollon‘a verirken, Midas‘ın Kır Tanrısı Pan‘a vermesine sinirlenen Apollon ‘un “sen müzikten ne anlarsın” diyerek kulaklarını eşek kulağına çevirmesinden geldiği söylenmektedir.

M.Ö. 7. yüzyılda Kafkaslar üzerinden gelen Kimmerler‘in,başkent Gordion‘a saldırması ve ele geçirmesi ile Frigya Hükümeti egemenliği yitirir ve tarih olur. Kral Midas‘ın yaşanan bu olaylar karşısında büyük üzüntü duyduğu ve öküz kanı içerek hayatına son vermiş olduğu söylenir. İstiladan kurtulup kaçmayı başaran bir kısım Frigler batıya doğru ilerleyip,burada Lidyalıların egemenliği altına girerek,hayatlarına devam etmişlerdir.

Frig Vadisi gezimizdeki izlediğimiz rotada, ilk olarak bize(İstanbul) en uzak noktadan başlamayı tercih ettik.

1. Gün Afyon üzerinden;

 

 

 

 

2. Gün Kütahya üzerinden;

 

 

 

Baştan söylemeliyim ki Frigya çok büyük bir alana yayıldığı için ve o dönem yaşayanların neredeyse her gördükleri kaya kütlesini oyarak kullandıkları için,yol boyunca her ne kadar çizmiş olduğunuz rotayı takip etmeye çalışsanız da, biz gezginler çok meraklı olduğumuzdan,her bir yere uğramak ve görmek isteyip,rotanızdan farklı yerlere de gireceksinizdir. O yüzden zaman ayarlamanızı ve gezi programınızı baştan çıkararak hareket etmek faydalı olacaktır. İşte bizim gezdiğimiz rotalardan küçük küçük notlar.


 

 

 

Ayazini Köyü‘ne doğru ilerlediğinizde karşınıza köyün mezarlığı ve mezarlığın hemen üstünde yer alan kabartmalarla işlenmiş, yıkık dökük kocaman kaya kütleleri dikkatinizi çekecek. Buradan Avdalaz Kalesi‘ne doğru devam ettiğinizde ise yolun sağında göreceğiniz vadi,aklınızda hemen Kapadokya‘nın canlanmasına sebep olacak.

 

 

 

 

Avdalaz Kalesi;tüf yapıdaki kocaman kaya kütlesinin çok katlı oyularak tasarlandığı bu eşsiz kale, çevreye hakim bir konumda. Kalenin üst kısmında sarnıçlar yer alırken en alt kısmında ise Roma ve Bizans dönemine ait mezar odaları bulunmakta.

 

 

 

 

Aslantaş ve Yılantaş yapıları Göynüş Vadisi içerisinde yer alıyor. Başlangıçta o döneme ait krallardan birinin mezarı olarak tasarlandığı düşünülmekte olan bu yapılar, kabartmalarla, oymalarla süslenmiş olup,dönemin el sanatlarına verdiği önemi bire bir yansıtıyor.

 

 

 

 

Göynüş Vadisi‘nde yolculuğa devam ederken karşınıza birden üzerinde Frig Vadisi Tabiat Parkı yazılı kocaman bir kapı çıkacak. Bayramaliler Köyü‘nden geçip Döğer Köyü‘ne doğru yapacağınız yolculuk esnasında yine bir çok noktada durarak bilinmeyen yerlere doğru meraklı bir şekilde keşfe çıkabilirsiniz 🙂

 

 

 

 

İlerde karşımıza aniden çıkan Emre Gölü, Frigyalılar döneminde ne kadar önemli bir nokta olduğunu uzun uzun düşünmemize sebep oldu.

 

 

 

 

Emre Gölü‘ne doğru ilerlerken tepeye yapılmış bir yapı dikkatimizi çekti. Burası birazcık da olsa bakım yapılmış gibi görünse bile kendi haline terk edilmiş, XVIII. yüzyıl döneminden kalma Osmanlı eseri,Yunus Emre Tekkesi’ymiş.

 

 

 

 

Küçük, daracık ve yeşillikler içindeki köy yollarından devam ederken ufukta bu kez Frig Vadisi içerisinde yıkılmamış koca bir kaya kütlesi beliriyor. Yanına doğru yaklaştıkça anlıyoruz ki burası Arog Filmi‘nin çekildiği o meşhur yermiş 🙂

 

 

 

 

Aslan Kaya, Üçlerkayası Köyü civarında ve Emre Gölü‘ne çok yakın bir Frig Anıt Mezarı. Aslan kabartmalarına sahip ve Frig yazılarının işlendiği bu kaya parçasının içerisinde orijinal olarak bir de Ana Tanrıça Kybele‘nin heykelinin bulunduğu ancak daha sonra işgüzar define avcıları tarafından çalındığı söyleniyor.

 

 

 

 

Göynüş Vadisi üzerinden giriş yaptığımız Frig Vadisi Tabiat Parkı, Döğer Köyü ‘nde son buluyor. Vadi daha doğrusu vadiler son bulmuyor yanlış anlaşılmasın. Bir kapıdan giriş yapıp diğerinden çıktığımız bölge son buldu sadece 🙂 O yüzden gezmeye belirlediğimiz diğer rotalar üzerinden devam ediyoruz.

 

 

 

 

Sabuncupınar kalıntıları ; M.Ö. 900 – 600 yılları arasında yine Frigler yaşamışlar ve ardından Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim yeri olarak kullanılmış bir bölge. Kocatepe ve Arnavutini bölgede görülmesi gereken yerler.

 

 

 

 

Fındık Köyü‘ne doğru yine yollardayız. Köye ulaştığımızda bölgede yer alan kalenin nerede olduğu sorduğumuz köy halkından birisinin verdiği cevap “pek de görmeye gerek yok,işte sıradan bir kaya parçası!” olduğu an,benim yıkıldığım an oldu. Neyse…bu konuşmalardan o kadar çok yaptık ki konunun içine girmek istemiyorum. Yazımın sonunda görüşlerimi ekleyeceğim. Yeşillikler arkasına saklanmış, küçük bir derenin üzerinden atlayıp, yapacağınız 10 dakikalık bir tırmanış ile kalenin eşsiz manzarasına ulaşıyorsunuz. Şanslıyız ki gün batımını zirvede yakalamıştık ve köydeki abinin dediğinin aksine,zamanın nasıl aktığının farkında bile olmadan 1 saat geçip bitmiş. Benzersiz tarihi, doğayı ve gördüğünüz manzara karşısında unutamayacağınız anıları yaşamak ve biraz durup düşünmek isterseniz,gün batımında yanınıza içeceklerinizi alıp burayı gezinizin son noktası olarak belirleyin derim.

 

 

 

 

Midas Şehri, Yazılı Köyü‘nden geçerek ulaşacağınız bu antik şehir, Frig Vadisi içerisinde yer alan en önemli eserlerden biri olan Yazılıkaya yani Midas Anıtı‘nı içerisinde barındırıyor. Şehir içerisinde görebilecekleriniz: eşsiz sarnıçlar, Küçük Yazılıkaya, kaya mezarlar, Kırkgöz Kayalıkları, sunaklar… Şehri gezmek için en az 2 saat kadar bir yürüyüşü göze almalısınız.

 

 

 

 

Yazılıkaya (Midas Anıtı) M.Ö. 600 senelerinde yapılmış. Yüksekliği 17 metrelik bu etkileyici anıt dini merkez olarak kabul edilen bölgenin hemen girişinde heybetli yapısı ile gelenleri karşılıyor. En önemli kült yani tapınma merkezi olan bölgeye Ana Tanrıça Kybele için Frigler çeşitli yerlerden gelerek kurbanlar kesiyorlarmış. Kaya kütlesinin düzleştirilmesi ile üzerine Frig dilinde yazılar ve kabartmalar işlenmiş. Frigler‘e ait yazı dili çözülemediğinden Yazılıkaya‘nın üzerinde ne anlatıldığı da tam olarak halen bilinmiyor.

 

 

 

 

Kırkgöz Kayalıkları, tüflü yapıdaki kaya kütlesini oyarak göz göz odaları inşa etmişler. İçeriden diğer odalara ulaşım için bir de merdiven bulunuyormuş. O dönemlerde çok katlı kaya evlerde yerleşim mevcutmuş.

 

 

 

 

Küçük Yazılıkaya, bitmeyen anıt olarak da anılmakta. Kayanın yüzeyinin düzeltilerek kabartmaların ve yazıların işlenmeye başladığını görecekseniz. Fakat o dönemdeki mimari elemanların boyutlandırmadaki orantısızlığı bu anıtın yarım kalmasına sebep vermiş.

 

 

 

 

Küçük patika yollardan yürüyerek,merdivenleri tırmanarak tüm antik şehri gezebilir, bir yandan da karşınıza çıkan bilgilendirme levhalarını okuyarak hayretler içinde nasıl yaşamışlar buralarda diye kafanızda beliren sorularla, kendinizi bu müthiş keyifli,kutsal dini merkezi gezmeye kaptırabilirsiniz.

 

 

 

 

Sarnıçlar, Midas Şehri ‘nin su ihtiyacını karşılamakta kullanılmış. Frig yapılarında sıkça karşılaşılan su depolama alanları olarak kullanılan bölümlerdir.

 

 

 

 

Konaklama için Kütahya‘yı tercih edebilirsiniz. Tam ortada kalıyor ve aracınız ile gezdiğiniz sürece bitiş noktası olarak yolunuz hep Kütahya ile kesişmiş olur. 2 gece Kütahya 1 gece Eskişehir‘de konaklama da tercih edilebilir.Bu arada Midas Han ve Frig Evleri konaklama yapabileceğiniz daha otantik yerler. Ayrıca yol boyunca istediğiniz yere çadır da kurabiliyorsunuz. Tercih sizlere kalmış.

 

 

 

 

Yeme içme konusunda Frig Vadisi geziniz boyunca arabanızda ya da yanınızda bir şeyler taşıyor olmanızı tavsiye ediyorum. Geçeceğiniz yerler küçük, minicik köyler karın doyurmalık alternatifler mevcut değil. Ayazini‘nde Şefika Teyze’nin Yeri, Yazılıkaya‘da ise Tutkun Kafeterya acıktığınızda imdadınıza belki yetişir 😉

Genel olarak Frig Vadisi içerisinde yer alan tüm eserler, maalesef köylerde yaşayanların bilinçsizliğinden ve devletin yeterince sahip çıkmamasından kaynaklı olarak çok fazla zarar görmüş durumda. Vadi içerisinde gezen köy korucusu gibi kişilerle karşılaştık. Bunun ihtiyaçtan mı yapıldığı bilinmez ama böylesi güzel bir ülkede bu kadar tarihi önem taşıyan bölgelere Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın daha fazla sahip çıkması ve koruma altına alması gerektiğini düşüyorum. Bu arada nasıl zararlar verilmiş diye sorarsanız en çok karşılaştığım durum, hayvanlar için ağıl olarak kullanılmış olması ve ateş yakılması.

Daha önce hiç duymadığım, yaptığım araştırma ile tesadüfen bulduğum ve gitmeye karar verdiğim Frig Vadisi, başlangıç için en az 2-3 günlük ya da daha uzun yapılacak bir seyahat ile gidip görülmesi gereken ve bir topluluğun yaşamış olduğu gizemli hayatın kalıntılarına tanıklık etmek adına harika bir adres.

Gülümseyin Hayata 😉

* Gezinizi planlarken yararlanabileceğiniz web sitesi adresleri http://www.frigyolu.com/ ve http://frigvadisi.gov.tr

 

 

 

 

Be first to comment